Üniversitemiz öğretim üyelerinin başarılı çalışmaları TÜBİTAK tarafından destek görmeye devam ediyor. Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı öğretim üyesi olarak 2021 yılında kadromuza katılan Prof. Dr. Serdal Arslan, son iki yılda üç adet TÜBİTAK projesi üniversitemize kazandırdı. Bu projelerden biri tamamlanırken, Prof. Dr. Serdal Arslan’ın yürütücülüğünde devam eden “Koroner Arter Hastalarının Aterosklerotik Plaklarında circRNA önümüzdeki süreçte de artması beklenen İfade Düzeylerinin Araştırılması” ve Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) Hastalığı Patogenezinde circRNA Ekspresyon Profillerinin Araştırılması’’ başlıklı projeler, dünyada yapılan ilk çalışmalar olması açısından büyük önem taşıyor.

Prof. Dr. Serdal Arslan’ın yürütücülüğündeki “Koroner Arter Hastalarının Aterosklerotik Plaklarında circRNA İfade Düzeylerinin Araştırılması” isimli proje, 2515-COST Bilim ve Teknolojide Avrupa İş birliği Programı‘nın “Catalysing transcriptomics research in cardiovascular disease-CA17129” aksiyonu kapsamında 2022 yılında TÜBİTAK desteği aldı. 3 yıl sürecek olan proje kapsamında iki adet lisansüstü öğrenci de burs alma imkânına sahip olacak. Ayrıca proje kapsamında ilgili konuda uluslararası iş birliklerinin artması bekleniliyor.
Projede araştırmacı olarak Üniversitemiz Tıp Fakültesi Biyoistatistik ve Tıbbi Bilişim Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Bahar Taşdelen, Üniversitemiz Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelik, Dokuz Eylül Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz, Üniversitemiz İleri Teknoloji Eğitim Araştırma ve Uygulama Merkezi (MEİTAM) öğretim üyesi Doç. Dr. Derya Yetkin, Üniversitemiz Sağlık Bilimleri Enstitüsü Kök Hücre ve Rejeneratif Tıp Anabilim Dalı öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Badel Arslan, ve Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Nil Özbilum Şahin, Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı öğretim elemanı Dr. Burcu Bayyurt yer alıyor.
“Dünyada ölüm oranı en yüksek hastalık grubu”
Kardiyovasküler hastalıkların (KVH) yüzde 40 ile dünyada ölüm oranı en yüksek hastalık grubunu oluşturduğunu söyleyen Prof. Dr. Serdal Arslan, bu hastalıkların Avrupa Birliği ülkelerinde yıllık maliyetinin yaklaşık 210 milyon avro olduğunu belirtti. Covid 19 salgını nedeniyle kardiyovasküler hastalıkların artmasının beklenildiğine de işaret eden Prof. Dr. Arslan, Türkiye’de kardiyovasküler hastalıkları taşıyan çok sayıda insan bulunduğunu ve hastalığın insanların yaşam kalitesini düşürdüğü gibi sağlık sistemine çok büyük bir maliyeti olduğunu belirtti. Cerrahi yöntemlerin dışında kalp damarlarının tıkanıklığını durduracak ve tedavi edecek bir ilaç bulunmadığını ifade eden Prof. Dr. Arslan, bypass operasyonu ile hastaya zaman kazandırıldığını kaydetti. Son yıllarda bu hastalığı tedavi etmek amacıyla dünyada çok sayıda genetik çalışma yapıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Arslan özellikle epigenetik belirteçlerin tedaviye yönelik hedefler olarak görüldüğünü de vurguladı. Prof. Dr. Arslan “Çalışmamızda ileri teknoloji kullanarak ateroskleroz hastalarının tıkalı damar kısmındaki doku örneğinde, dünyada üzerinde yeni çalışılan yaklaşık 17 bin farklı RNA’nın hastalık ile ilişkisini tespit etmeyi amaçlıyoruz. Sonrasında tedavi hedefi olarak belirlenen bu belirteçlerin gen ifadesinin düzenlenmesi yoluyla hastanın patolojisine nasıl etkilendiği ve tedavi hedefi potansiyelini test etmeyi amaçlıyoruz. Dünyanın ve Türkiye’nin en önemli sağlık sorunu olan bu hastalıkta yeni nesil epigenetik belirteçler aracılığı ile tedaviye yönelik ilaç ve tanıya yönelik belirteç geliştirmek istiyoruz.” dedi.
“Dünyadaki İlk Çalışma”
Projede kardiyovasküler hastalıklardan aterosklerozda tedaviye yönelik yeni nesil epigenetik belirteçleri araştırdıklarına dikkat çeken Prof. Dr. Serdal Arslan, çalışmanın dünyada yüksek morbidite ve mortaliteye neden olan KVH’nin tedavisinde potansiyel terapötik circRNA’ların tespit edilmesini amaçladığını ve bu hastalığın patogenezinin daha iyi anlaşılmasının, hastalığın önlenmesine yönelik yeni stratejilerin geliştirilmesine katkı sağlayabileceğini ifade etti. Prof. Dr. Arslan “Çalışmanın dünyadaki ilk çalışma olması nedeniyle çalışma sonucunda elde edilen verilerden alanında özgün uluslararası indeksli ve yüksek etki faktörü olan dergilerde makaleler çıkması ve ulusal/uluslararası kongrelerde bildiri olarak sunulması beklenmektedir. Proje sürecinde uluslararası bu alanda farklı çalışan gruplarla iş birliği yapılarak yeni projelerinde önü açılmış olacaktır.” diye konuştu.
“Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) Hastalığı’nda yeni nesil epigenetik belirteçler araştırılacak”
TÜBİTAK tarafından desteklenen diğer bir proje Prof. Dr. Serdal Arslan yürütücülüğündeki “Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) Hastalığı Patogenezinde circRNA Ekspresyon Profillerinin Araştırılması’’ isimli TÜBİTAK 1001 projesi oldu. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı’nda yeni nesil epigenetik belirteçlerin araştırılacağı ve epigenetik belirteçlerin tedavi hedefi olma potansiyellerinin de test edileceği proje 30 ay sürecek.
Viral hastalıkların patogenezinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak projede Üniversitemiz Tıp Fakültesi Biyoistatistik ve Tıbbi Bilişim Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Gülhan Temel, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Bakır, Üniversitemiz Fen Fakültesi Biyoteknoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Furkan Ayaz ve Üniversitemiz İleri Teknoloji Eğitim Araştırma ve Uygulama Merkezi (MEİTAM) öğretim üyesi Doç. Dr. Derya Yetkin araştırıcı olarak yer alıyor. Proje kapsamında iki adet lisansüstü öğrenci de burs alabilecek ve ilgili alanda öğrencilerin yetişmesi de sağlanacak.

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi’nin (KKKA) özellikle Orta Anadolu ve Kelkit vadisinde yaygın görülen bir hastalık olduğunu söyleyen Prof. Dr. Serdal Arslan “Bu hastalık, özellikle ilkbahar aylarından itibaren tarım ve hayvancılıkla uğraşan insanların hayatını önemli düzeyde etkiliyor ve Covid 19’dan daha yüksek bir ölüm oranı bulunuyor. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi virüsü kene yoluyla insanlara bulaşıyor ve yaklaşık yüzde 9 oranında bir ölüm oranında sahip. Son yıllarda Covid 19’da da gördüğümüz gibi viral enfeksiyonlar çok önemli noktaya geldi. Çalıştığımız KKKA’da bir RNA virüsüdür. Biz viral enfeksiyonlara karşı yine genetik temelli, epigenetik temelli tedavi stratejileri geliştirecek çalışmalar yapıyoruz.” dedi. Daha önce bu konuda iki TÜBİTAK projesi geliştirdiklerine dikkat çeken Prof. Dr. Arslan, KKKA enfeksiyonu sonrası bazı kişilerin hastalığı ayakta geçirdiğini, bazı kişilerin ise ağır geçirerek hastanede tedavi edildiğini ve bazı kişilerin hastalığı ağır geçirmesi sonucu öldüğünü söyledi. Prof. Dr. Arslan, proje kapsamında bazı kişilerin şiddetli, bazılarının hastalığı hafif geçirmesini genetik sebeplerle açıklamak istediklerinin altını çizdi.
Yaklaşık 15 yıldır viral hastalıklarda genetik çalışmaları olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Arslan şöyle konuştu: “Biz RNAvirüs enfeksiyonunda bağışıklık cevabının hangi genlerin farklı şekilde ifade edildiğini açıklamak amacı ile daha önce iki adet TÜBİTAK projesini tamamladık. Bu projemiz üçüncü TÜBİTAK projesi. Bu konuda Türkiye’de önemli tecrübeye sahip bir araştırma grubumuz bulunmaktadır. Bu proje ile birlikte RNA virüs enfeksiyonda tüm konak transkriptomunun nasıl etkilendiğini öğrenmiş olacağız. Bundan sonraki süreçte önceki projelerden elde ettiğimiz verileri bu proje sonuçları ile birleştirerek rahatlıkla genetik temelli ilaç çalışması yapabilecek duruma gelmiş olacağız. Viral enfeksiyonlar önümüzdeki süreçte de artması beklenen tüm dünyayı etkileyen ve ölümcül olan hastalıklardır. KKKA virüsü modeli üzerinden viral enfeksiyonlara karşı aşı ve tedaviye yönelik ilaç geliştirmek istiyoruz. Çünkü aşılama stratejilerinde tüm toplumun aşılanması çok zor bir durumu oluşturmaktadır. Ama hastalıkta tedavi edecek ilaçların geliştirilmesi, özellikle tüm dünyayı etkilemeyen sınırlı bölgelerde etkili olan viral enfeksiyonlarda kullanımı daha etkili olacaktır. İnsanların aşılara karşı olan önyargısından dolayı özellikle enfeksiyon hastalıklarına karşı ilaç geliştirmek güçlü bir tedavi yaklaşımıdır. KKKA’da bağışıklık sistemini destekleyecek, bağışıklık cevabını güçlendirecek ya da virüsün çoğalmasını durduracak epigenetik temelli tedavi stratejileri geliştirmek istiyoruz.”
“Biyogüvenlik düzeyi yüksek laboratuvarlara ihtiyacımız var”
Çalıştıkları genetik belirteçlerin dünyada ilk defa çalışıldığını da dikkat çeken Prof. Dr. Arslan, epigenetik temelli tedavi hedeflerini belirleyerek, bu tedavi hedeflerini susturarak ya da gen ekspresyonunu artırarak tedavinin başarısını test etmeyi amaçladıklarını belirtti. Bu nedenle sonraki süreçte biyogüvenlik düzeyi yüksek laboratuvarlara ihtiyaçları olduğunu söyleyen Prof. Dr. Arslan, Türkiye’nin güvenliği ve ekonomisi açısından bu laboratuvarların çok önemli olduğunu kaydetti. Covid 19 örneğini veren Prof. Dr. Serdal Arslan, bu tür hastalıkların hem insan hayatını tehdit etmesi hem ekonomik etkileri hem de ülkelerin ulusal güvenliği açısından tüm dünyayı etkilediğinin altını çizdi. Prof. Dr. Arslan şöyle konuştu: “Ortaya çıkabilecek viral enfeksiyonlara karşı ilaç geliştirme aşamasına hazırlıklı olmak için, bilgi ve teknolojik altyapıya sahip olmamız gerekiyor. Başarılı sonuçlar elde edersek deney çalışmalarına geçeceğiz. Yeni projemizde de lisansüstü bursiyerlerimiz aracılığı ile bu alanda uzman bilim insanları yetiştirmeyi amaçlıyoruz.”
Prof. Dr. Arslan bu tür çalışmaların devam etmesi ve tedaviye yönelik genetik temelli ilaç geliştirme çalışmalarına dönüşmesi için ileri düzeyde altyapısı gelişmiş, yeni nesil teknolojinin kullanıldığı cihazları olan laboratuvara ihtiyaç olduğu söyledi. Bununla birlikte özellikle ileri düzey viral enfeksiyon çalışmaları için biyogüvenlik düzeyi yüksek laboratuvarların çok önemli olduğunu ve bu laboratuvarlar olmadan üst düzey çalışmaların yapılmasının mümkün olmadığını belirten Prof. Dr. Arslan sözlerini şöyle tamamladı: “Mersin Üniversitesi’nin Türkiye ve dünya çapında bu alanda ön plana çıkabilmesi için başta Rektörümüz Prof. Dr. Erol Yaşar’ın ve üniversite üst yönetiminin desteği çok önemli. Ayrıca üniversitemizde bu tür çalışmaların sayısı arttıkça, Mersin Üniversitesi olarak hem dünya hem de Türkiye sıralamasında ön plana çıkacağız. Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Erol Yaşar’ın hedef koyduğu araştırma üniversitesi olma noktasına daha çok yaklaşacağız.”