“Mikroplastik Kirliliğinin Önüne Geçmeyi Hedefliyoruz”

Üniversitemizde çevre dostu ürünlerin geliştirilmesi için çalışmalar sürüyor. Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Duygu Bilgen’in “Endüstriyel Atıklardan Gıda Ambalajlarında Kullanılabilecek Biyoplastik Film Üretimi” başlıklı projesi, TÜBİTAK-1507 KOBİ Ar-Ge Başlangıç Destek Programı kapsamında desteklenmeye kazandı.

Gıda endüstrisi ve balık işleme tesislerinden elde edilen atıkların, katma değeri yüksek ve doğada tamamen çözünebilen biyoplastik filmlere dönüştürüleceği proje ile petrol bazlı plastiklerin yerine yüzde 100 biyobozunur alternatifler sunarak özellikle mikroplastik kirliliğinin önüne geçmek hedefleniyor. Prof. Dr. Duygu Bilgen, “Bu proje ile doğrudan gıda ambalajı sektörüne hitap eden, katma değeri yüksek bir ürüne yöneliyoruz. Yani ilk kez nihai ürün odaklı bir Ar-Ge projesi gerçekleştiriyoruz.” dedi.

Bu proje fikri nasıl doğdu?

Çukurova bölgesinde kuru gıda ihracatı yapan firmalar genellikle pencere kısmı plastik olan kraft ambalajlar kullanıyor. Ancak Avrupa Birliği, özellikle de Almanya, 2025 itibarıyla petrol türevi plastik içeren gıda ambalajlarını kabul etmeyeceğini açıkladı. Tüketici ise ambalajın içini görmek istediği için pencere kısmının mutlaka bulunması gerekiyor. Biz de bu ihtiyacı fark ederek, sürdürülebilir bir çözüm geliştirme fikriyle yola çıktık.

Proje ekibinde kimler yer alıyor? Projenin süresi hakkında bilgi alabilir miyiz?

Proje Yürütücüsü olarak ben Prof. Dr. H. Duygu Bilgen, şirketimizin Ar&Ge koordinatörü Biyoteknolog Besime Hizmetçi ve Stajyerlerimiz Sofiia Shustova projede çalışacaklar. Proje süremiz 1 yıl olarak planlanmıştır.

Projenin önemi nedir?

BioMAR Mühendislik olarak başarıyla tamamladığımız TÜBİTAK 1512 projemizde, gıda işleme endüstrisi atıklarından yüzde 100 biyobozunur biyoplastik granüller üretmiştik. Bu proje, bize hem teknik bilgi birikimi hem de sürdürülebilir ham maddelerle çalışma deneyimi kazandırdı. Şimdi bu granülleri kullanarak mekanik özellikleri geliştirilmiş biyofilmler üretiyor ve ambalaj sektörüne doğrudan uygulanabilir bir ürün sunuyoruz. Bugüne kadar daha çok biyoplastik ham madde geliştirilmesine odaklanmıştık. Bu proje ile doğrudan gıda ambalajı sektörüne hitap eden, katma değeri yüksek bir ürüne yöneliyoruz. Yani ilk kez nihai ürün odaklı bir Ar-Ge projesi gerçekleştiriyoruz.

Bu proje, hem çevresel hem de ekonomik açıdan büyük önem taşıyor. Çevresel açıdan, petrol bazlı plastiklerin yerine yüzde 100 biyobozunur alternatifler sunarak özellikle mikroplastik kirliliğinin önüne geçmeyi hedefliyoruz. Ekonomik açıdan ise, Avrupa Birliği’nin yeşil dönüşüm politikalarına uyum sağlamak isteyen ihracatçı firmalara sürdürülebilir bir çözüm sunuyoruz. Böylece hem ülkemizin rekabet gücü artacak hem de küresel ölçekte çevre dostu ürünlerin yaygınlaşmasına katkıda bulunacağız.

Kraft ambalajlarda kullanılan petrol türevli plastik pencereler yerine yüzde 100 biyobozunur bir biyofilm kullanılabilecek. Bu sayede gıda ihracatçılarımız AB’nin yeşil dönüşüm kriterlerine uyum sağlayacak, firmalar sürdürülebilirlik odaklı bir rekabet avantajı elde edecek. Aynı zamanda ülkemizin plastik kirliliğini azaltma ve karbon ayak izini düşürme hedeflerine doğrudan katkı sağlayacak.

Gıda endüstrisi ve balık işleme tesislerinden elde edilen atıkları projenizde kullanıyorsunuz. Bu atıklar başka alanlarda kullanılıyor mu yoksa sadece atık olarak mı kalıyor? Bu konuda bir araştırmanız oldu mu?  

Gıda ve balık işleme tesislerinden çıkan atıkların büyük bir kısmı, maalesef hâlâ düşük katma değerli alanlarda ya da doğrudan atık olarak değerlendiriliyor. Örneğin bazı balık atıkları hayvan yemi katkısı olarak kullanılabiliyor, fakat bu kullanım oldukça sınırlı. Gıda atıkları ise hayvan yemine dönüştürülebiliyor ama biz bu atıkların çok daha yüksek katma değerli biyoplastik üretiminde kullanılabileceğini saptadık. Aslında “atığı ham maddeye dönüştürüyoruz”. Bu konuda detaylı araştırmalar yaptık ve mevcut durumda büyük bir potansiyelin değerlendirilmediğini gördük. Projemizle birlikte bu atıkların ekonomik ve çevresel açıdan çok daha değerli bir şekilde değerlendirilmesi mümkün olacak.

“Çevre dostu ürünler” artık bir zorunluluk haline geldi. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

Kesinlikle katılıyorum. Çevre dostu ürünler artık bir tercih değil, bir gereklilik. Hem yasal düzenlemeler hem de tüketici talepleri firmaları bu yönde dönüşmeye zorluyor. Artık sadece ürünün kalitesi değil, aynı zamanda üretim süreçlerinin ve kullanılan hammaddelerin çevreye etkisi de sorgulanıyor. Bu durum, aslında sürdürülebilir çözümler geliştiren firmalar için büyük bir fırsat. Biz de bu noktada hem bilimin hem de girişimciliğin gücünü kullanarak yenilikçi çözümler üretmeye çalışıyoruz.

Projenizin çıktıları doğrultusunda patent alma düşünceniz bulunuyor mu?

Evet, projemizin en önemli hedeflerinden biri fikri mülkiyet oluşturmak. Daha önceki çalışmalarımızda formülasyonlarımızın özgünlüğünü ortaya koyduk ve bu yeni projede geliştireceğimiz biyofilm teknolojisi için de patent başvurusu yapmayı planlıyoruz. Böylece hem ürünümüzü koruma altına alacağız hem de uluslararası pazarda rekabet avantajı elde edeceğiz.