“Mersin Dünyada Ekoturizm Markası Olabilir”

Üniversitemiz Su Ürünleri Fakültesi İşleme Teknolojisi Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Deniz Ayas, köpekbalıkları ile ilgili hazırladıkları TÜBİTAK Projesi kapsamındaki çalışmalarla birlikte Mersin’in yakın gelecekte dünyanın sayılı ekoturizm destinasyonlarının arasına adını yazdıracağını söyledi.

Akdeniz’de kum köpekbalıkları, mavi köpekbalıkları gibi çok sayıda köpekbalığı türünün insan ve balıkçılık faaliyetleri nedeniyle ciddi anlamda tehdit altında olduğunu söyledi. Prof. Dr. Ayas’ın araştırmacı olduğu “Mersin Körfezi’nde Kum Köpek Balıkları Carcharhinus Plumbeus Üreme ve Beslenme Alanlarının Belirlenmesi” başlıklı TÜBİTAK 1001 projesiyle, kum köpekbalıklarının koruma altına alınması ve projenin ekoturizm hedefiyle Mersin’in Kum Köpekbalıkları için dünyada bir marka haline gelmesi sağlanacak.  

Projenin yürütücülüğünü İskenderun Teknik Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Deniz Ergüden yaparken, üniversitemizden Prof. Dr. Deniz Ayas, Prof. Dr. Dr. Halit Filiz (Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi), Prof. Dr. Cem Çevik (Çukurova Üniversitesi), Dr. Sibel Alagöz Ergüden (Çukurova Üniversitesi) araştırmacı olarak yer alıyor. Proje kapsamında Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nden de lisansüstü iki bursiyer yer alıyor. 2024 yılında başlayan proje, 2027 yılına kadar devam edecek.

Köpekbalıklarının ekosistemde fonksiyonel önemli rolleri olduğunu kaydeden Prof. Dr. Deniz Ayas, üst-top predatör denilen bu canlı grubunun beslendiği grupların popülasyonlarını dengede tuttuğunu vurguladı. Prof. Dr. Ayas, köpekbalıklarının deniz kuşlarının beslenmesinde fonksiyonel rolleri olduğunu, derinlerden yüzeye çıkmasını sağlayarak beslenmelerine olanak sağladığına dikkat çekti. Prof. Dr. Ayas “Sistemde regülasyon görevi olan köpekbalığı türleri sayıca az ise, ekosistemde ciddi problemler görebiliriz. Bu anlamıyla da ekosistemler, sağlıklı bir deniz hayatı için köpekbalıklarını ayrılmaz bir parça olarak düşünebiliriz. Köpekbalıkları ciddi anlamda korunması gereken türler arasında yer almaktadır.” diye konuştu.

“Çok sayıda köpekbalığı türü insan ve balıkçılık faaliyetleri nedeniyle ciddi anlamda tehdit altında

Günümüzde köpekbalıklarının varlığıyla ilgili çok ciddi bir problem olduğunun altını çizen Prof. Dr. Ayas, büyük köpekbalığı türlerinin tamamına yakının popülasyonlarının son 40-50 yılda yüzde 90 oranında daraldığını, birçok türün neslinin ise kritik derece de tükenme noktasına geldiğini belirtti. Bugün için bu hayvanların üreme, beslenme ve yavru bakım alanlarının iyi tespit edilmesi ve ciddi anlamda korunması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Ayas şöyle konuştu: “Balıkçılık faaliyetlerinde ıskarta olarak, yani hedef dışı tür olarak köpekbalıkları tüm dünyada avlanıyor. Hedef dışı tür olarak endüstriyel ve küçük ölçekli balıkçılık faaliyeti sırasında da bu köpekbalıkları ciddi anlamda yakalanıyor. Bir hamsi veya sardalya yakalamak ile bir köpekbalığı yakalamak arasında çok ciddi fark var. Bir hamsi ve sardalya bireyi 30-40 bin yumurta bırakırken, bir köpekbalığı sadece 4 ile 8 arasında yavruladığı için popülasyonları kırılgan hale geliyor, daralıyor. Bugün Akdeniz’de kritik diyebileceğimiz kum köpekbalıkları, mavi köpekbalıkları gibi çok sayıda köpekbalığı türü insan ve balıkçılık faaliyetleri nedeniyle ciddi anlamda tehdit altında.” dedi.

“Bölgenin deniz koruma alanı statüsü kazandırılması için verilerin oluşmasını sağlayacağız”

Kum Köpekbalığı türünün, stratejik olarak ülkemizde belli noktalarda üreme alanları bulunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Deniz Ayas, Akdeniz için Kum Köpekbalığı’nın nesli tehlike altında olan bir tür olduğunu ve Mersin Körfezi’nin bu tür için çok önemli bir yaşam alanını oluşturduğunu dikkat çekti. Projenin Silifke-Göksu bölgesinde gerçekleştirileceğini belirten Prof. Dr. Ayas “Projemizi, daha önce Göksu Deltası’nda deniz alanında yaptığımız tespitlere dayanarak planladık. Önceki çalışmalarımızda Carcharhinus plumbeus türünün özellikle pareketalarda yakalandığını tespit ettik ve buranın üreme alanı olduğunu değerlendirdik. Bu alandaki yapacağımız faaliyetle, bölgenin deniz koruma alanı statüsü kazandırılması için verilerin oluşmasını sağlayacağız.” dedi.

“Kara sularımızda yüzde 30’u kapsayacak şekilde koruma alanı ilan edilmesi hedefi var”

Prof. Dr. Deniz Ayas, Birleşmiş Milletler Okyanuslar Sözleşmesi’ne göre 2030 yılına kadar ulusal deniz alanlarının yüzde 30’unun deniz koruma alanı olarak ilan edilmesi hedefi bulunduğuna dikkat çekti.  Bu hedeflerin altında Türkiye’nin de imzasının olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ayas, “Bu proje, iki stratejik amaca hizmet ediyor. Birincisi, kara sularımızda yüzde 30’u kapsayacak şekilde koruma alanı ilan edilmesi hedefi var.  Bu projeyle, bu hedeflerden bir tanesinin yeri belirlenecek. Deniz koruma alanı ilan ettiğiniz yerin belli bazı özelliklerinin olması gerekiyor. Bu alanda, hassas, korunan türlerin bulunması ve birçok deniz türü için de önem arz etmesi gerekiyor. Burada sadece köpekbalıklarını korumuyoruz, çok sayıda korunması gereken vatoz türü var. Deniz kaplumbağaları için önemli bir alan. Bölge yine çok sayıda balık türü için üreme ve beslenme alanı. Böyle değerlendirdiğimizde bu proje, 2030 hedefleri için, ülkemizde deniz hayatı için önemli bir koruma alanını da tespit edecektir.” diye konuştu.

“Göksu ekoturizm ve dalış turizmi için çok önemli”

Projenin ikinci stratejik amacının ise ekoturizm olduğunu söyleyen Prof. Dr. Deniz Ayas, köpekbalıklarının çok ilgi çeken hayvanlar olması nedeniyle, bu alanın ekoturizm ve dalış turizmi için çok önemli olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Ayas, Göksu bölgesinde yapacakları çalışmaların bölgenin ekoturizm noktası olarak belirlenmesini sağlayabileceğini vurgulayarak   “150-200 adet köpekbalığı bireyinin bu alanda toplandığını değerlendiriyoruz. Bu konuda ön bulgularımız bulunuyor ve bu bulguları da projenin çıktıları noktasında destekleyebiliriz. Bu dünyada çok nadirdir. Kum köpekbalıkları büyük topluluklar oluşturmaz. Resif köpekbalıkları bazen resiflerde beslenmek amacıyla topluluklar oluşturuyor. Kum köpekbalıklarının ilgili literatürde bir popülasyon oluşturduğuna dair bir bölge bildirilmiyor. Projeyi, belki de Mersin Üniversitesi olarak bu projeden bağımsız olarak bir ekoturizm projesine çevirebiliriz. Mersin o anlamda çok önemli bir nokta olabilir.” dedi.  

“Proje sürdürülebilir balıkçılık için de çok önem arz ediyor”

20 yıldır Göksu Deltası’nda çalışma yaptığını söyleyen Prof. Dr. Deniz Ayas,  küçük ölçekli balıkçıların da bölgenin koruma alanı olmasını istediğini belirtti. Prof. Dr. Ayas, bölgenin koruma alanı ilan edilmesiyle 2-3 yıl balık avlanılamayacağını ancak 2 yıl sonra deniz koruma alanı sınırlarında, bugün avlanan balığın 10 belki 50 katı balık avlanabileceğinin altını çizdi. Dünyada bu durumun örnekleri olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ayas,  bölgenin koruma alanı ilan edilmesine küçük ölçekli balıkçılar, trolcüler destek de verdiğini, çünkü ‘biz balık bulamıyoruz’ söyleminde bulunduklarına dikkat çekti.  Proje, sürdürülebilir balıkçılık için de çok önem arz ettiğine işaret eden Prof. Dr. Ayas, hem kara, hem deniz ekosistemlerinde yolun sonuna gelindiğini,  artık üniversiteler, bilimi destekleyen TÜBİTAK gibi kurumların çözüme yönelik işler yapması ve bu tarz koruma projelerine destek ve öncelik vermesi gerektiğinin altını çizdi. Prof. Dr. Ayas şöyle konuştu: “Koruma projeleri, hem türlerin geleceğini garanti altına alır, hem de ciddi ekonomik gelir yaratır. Bunlardan biri de ekoturizmdir. Ekoturizm hiç hafife alınmamalıdır. Mısır’ın önemli bir gelir kaynağı ekoturizmden, Kızıldeniz’den geliyor. Bugün, sadece elimizdeki arkeolojik envanterin gösterilmesi değil, doğal kaynaklarımızın da sergilenmesi, gösterilmesi ve korunması önem arz ediyor. Mersin, Kum köpekbalıkları için dünyada bir marka haline gelebilir. Bu konuda çok sayıda meraklı insan ve köpekbalığı gözlemcisi var. Burası, bunlar için çok ciddi, önemli bir alan olabilir. Kızıldeniz’e köpekbalıklarını görmek bir sürü insan gidiyor. Burada 1 ya da 2 birey görüyorlar. Gerçekten 150-200 köpekbalığı bireyinin toplanması ve bunun Mersin’de olması çok önemli bir olay. Bunun güzel bir şekilde tüm dünyaya tanıtılması ve insanların buraya gelmesi gerekiyor.” dedi.