6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremlerinin Ardından Genel Bir İrdeleme

Prof. Dr. Fatih İlker KARARektör Danışmanı

6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve birçok ilimizi etkileyerek on binlerce can kaybına ve ağır hasara neden olan ve tüm ülkemizi derinden üzen depremlerin 1. Yıldönümünü geride bıraktık. Bu depremlerle ülkemiz bir kez daha deprem gerçeğiyle acı bir şekilde yüzleşmiştir.

Türkiye, depremselliği yüksek olan bir bölgede bulunmaktadır. Ülkemiz coğrafyasında 1900-2023 yılları arasında can kaybına veya hasara neden olan 269 deprem meydana gelmiştir. Yaşanan bu depremlerde can kaybı ve ağır hasar bakımından en büyük depremler sırasıyla 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş, 27 Aralık 1939 Erzincan ve 17 Ağustos 1999 Gölcük merkezli Marmara Depremleridir. Hiç kuşkusuz ki söz konusu bu depremler coğrafyamızın gördüğü en şiddetli ve büyük depremlerdir.

06 Şubat 2023’te 7.7 moment büyüklüğündeki (Mw) ilk deprem yerel saat ile 04:17’de, 7.6 Mw büyüklüğündeki ikinci deprem ise aynı gün yerel saat ile 13:24’te meydana gelmiştir. Merkez üsleri Pazarcık-Kahramanmaraş ve Elbistan-Kahramanmaraş olan bu depremlerden sonra, 20 Şubat 2023 saat 20:04’te merkez üssü Hatay-Defne olan 6.4 Mw büyüklüğünde bir deprem daha meydana gelmiştir. Bu depremlerden sonraki bir yıllık süreçte ise yaklaşık 60 bin civarında artçı sarsıntının meydana geldiği ve bu sarsıntılardan 618’inde moment büyüklüğünün 4 ile 5 arası, 52’sinde de moment büyüklüğünün 5 ile 6 arası olduğu görülmüştür.

Büyük yıkımlar ve can kayıpları oluşturan bu depremlerden etkilenen 11 ilin toplam nüfusunun, Türkiye nüfusunun yüzde 16,4’üne tekabül etmesi, depremin vurduğu illerdeki konut sayısının (2022 yılı itibarıyla 5,6 milyon düzeyinde olup) Türkiye genelindeki toplam konut stoğu içindeki payının yüzde 14,05 düzeyinde olması ve Türkiye’de bulunan mevcut otoyol ağının yüzde 15’inin, devlet yolu ağının yüzde 12’sinin ve il yolu ağının yüzde 14’ünün bu illerde yer alması,  depremlerin ne kadar büyük bir alanı kapsadığının önemli bir göstergesidir.  

Kahramanmaraş-Pazarcık/Elbistan depremleri son yüzyılın en büyük olmasa da en yıkıcı depremleri olmasının yanısıra hasarın tek bir şehirde yoğunlaştığı önceki depremlerin aksine, bina hasarlarının 11 ile yayıldığı yıkıcı depremler olarak ortaya çıkmaktadır. Nitekim yaşanan bu depremler neticesinde 53 bin 537 insan hayatını kaybetmiş, 107 bin 213 insan yaralanmış, yarım milyondan fazla bina hasar görmüş, iletişim ve enerji alt yapıları zarara uğramış ve önemli maddi kayıplar oluşmuştur.

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından Mart 2023’te yayımlanan Kahramanmaraş ve Hatay Depremleri Raporuna göre depremin maliyeti yaklaşık 104 milyar dolar olarak belirlenmiştir. Deprem sebebiyle oluşan hasarın en önemli kısmının yaklaşık 57 milyar dolar ile konutlarda gerçekleştiği, diğer büyük kısmının da yaklaşık 13 milyar dolar ile Kamu altyapısı ve hizmet binalarında meydana geldiği belirlenmiştir.

Depremlerden etkilenen 11 ilde yapılan hasar tespit çalışmaları neticesinde Yapı İşleri Genel Müdürlüğünün 12 Haziran 2023 tarihli verilerine göre, bölgede incelenen toplam bina sayısı 2.239.780 (6.472.571 Bağımsız Bölüm) dür. Bunlardan; 627.805 binanın (2.024.022 Bağımsız Bölüm) az hasarlı, 44.346 binanın (169.734 Bağımsız Bölüm) orta hasarlı, 202.366 binanın (494.939 Bağımsız Bölüm) ağır hasarlı, 38.901 binanın (102.638 Bağımsız Bölüm) yıkık, 21.208 binanın da (77.876 Bağımsız Bölüm) acil yıkılacak olarak tespit edildiği, 132.780 adet binada ise (220.404 Bağımsız Bölüm) herhangi bir hasar tespitinin yapılmadığı açıklanmıştır.

Betonarme Binalardaki hasar dağılımı, binaların yapım dönemine göre 2000 yılı öncesi ve 2000 yılı sonrası şeklinde değişim gösterebilmektedir. Türkiye’de özellikle 1998 ile 2001 yılları arasında ve sonrasında;

-2 Eylül 1998 itibariyle yeni bir deprem yönetmeliğinin yürürlüğe girmesi,

– Hazır betonun yaygınlaşması ve betonarme çeliğinin sadece nervürlü donatı olarak uygulanması,

– 17 Ağustos 1999’da Kocaeli ve 12 Kasım 1999 Düzce’de meydana gelen iki yıkıcı depremin yapılarda deprem dayanıklılığına dair bilinci uyandırması,

– 13 Temmuz 2001 tarihinde yürürlüğe giren ve Hatay ve Gaziantep’i de içeren 19 pilot ilde uygulamaya konulan 4708 Sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun’un 2010 yılında tüm ülkede uygulanmaya başlanması

gibi etkenlerden dolayı 2000 yılı sonrası inşa edilmiş betonarme binalarda 2000 yılı öncesine göre tasarım, dayanım ve uygulama açısından önemli bir gelişim kaydedildiği görülmüştür.

Ayrıca 2018 yılında yayımlanan Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY 2018), özellikle yönetmelikler bağlamında Depreme Dayanıklı Yapı Tasarımı konusundaki  gelişim sürecinin daha üst seviyelere ulaştırılmasını sağlamıştır.

2000 yılı sonrasında Yönetmeliklere göre tasarlanan ve inşa edilen binalar, eski tarihli (2000 yılı öncesi) binalara göre daha iyi performans göstermiştir. Nitekim 06 Şubat 2023 depremleri nedeniyle yıkılan binaların çok büyük çoğunluğunun (yaklaşık yüzde 90’nın üzerinde) 2000 yılı öncesinde inşa edilmiş olması bu durumu doğrular niteliktedir. Ancak, 2000 yılı sonrası inşa edilmiş bir çok bina ise yönetmelikte belirtilen performans hedeflerini sağlayamadığından ya ağır hasar almış ya da tamamen yıkılmıştır. Bu durum, mevcut binalarda tasarım ve yapım kalitesine ilişkin daha detaylı irdelemelerin yapılmasını gerektirmektedir.

Bu depremlerde yaşanan yapısal hasarların ve yıkımların nedenleri arasında genel olarak, zayıf zemin koşulları; düşük dayanımlı yetersiz beton kalitesi ve/veya düz yüzeyli donatı kullanımı; özellikle betonarme yapılarda tasarım ve uygulamalardaki imalat hataları ve yapılara bilinçsiz tadilat ve müdahaleler sonucu oluşan hasarlar gösterilebilir.

Depremden sonra yapılan gözlemler neticesinde, zemin etkisinin özellikle binaların deprem anındaki performansları üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu görülmüştür. Zira, benzer yapıların yumuşak zeminler üzerinde ağır hasar almalarına karşın, sert/sıkı/kaya zeminler üzerinde daha az hasar gördükleri veya hiç hasara  uğramadıkları dikkat çekmiştir. Ayrıca hasar gören ve yıkılan binaların beton kalitelerinin incelenmesi sonucunda, özellikle 2000 yılı öncesi eski yapıların beton kalitesinin düşük olduğu, beton tasarım ilkelerine uyulmadan elle hazırlanan bu betonların, oldukça zayıf olduğu, agrega tane boyut dağılımlarının uygun olmadığı tespit edilmiştir. Beton kalitesinin düşük olmasının, o yıllarda hazır beton teknolojisinin yaygın olarak kullanılmamasından ve betonun şantiye ortamında hazırlanmasından kaynaklandığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Betonarme yapılarda özellikle kolon veya kiriş elemanların sarılma bölgelerinde ve kolon-kiriş birleşim bölgelerinde  yeterli düzeyde etriye kullanılmaması ve/veya uygulamada yanlış etriye kullanımına bağlı olarak oluşan hasarlar, tasarım ve uygulama hatalarına örnek olarak gösterilebilir. 

Diğer yandan, konut olarak inşa edilmiş binaların, kısmi dolgu duvarlı ya da dolgu duvarsız zemin katlarının işyeri/ticarethane olarak kullanıldığı durumlarda, bu katların yumuşak kat özelliği sergilemesi, hasarın artmasına veya binanın toptan göçmesine neden olmuştur. Yapı taşıyıcı sistemlerinde yeterli betonarme perdelerin olmaması ve/veya yapı düzensizliklerin bulunması da bu depremlerde binaların hasar almasına veya yıkılmasına neden olan etkenlerden biridir. Hasarlı ve yıkılan bazı binalarda elektrik, sıhhi tesisat gibi bazı yapısal olmayan sistem elemanlarının kolon-kiriş-perde gibi taşıyıcı sistem elemanlarında hasar oluşturacak bir biçimde imal edilmiş olması da yapının zayıflamasına ve deprem etkilerine karşı olumsuz performans göstermesine yol açmıştır.

Kısacası genel Yönetmelik kurallarına ve konstrüktif esaslara uyulmadan özensiz imalat yapılarak inşa edilmiş yapıların maalesef ciddi hasarlar gördüğü veya yıkıldığı gözlenmiştir. Diğer yandan, güncel deprem yönetmeliklerine uygun bir şekilde tasarlanarak imal edilmiş ve iyi denetim görmüş yapıların genelde hasarsız ya da yapısal olmayan elemanlarında oluşan hasarlarla depremleri atlatabildiği görülmektedir.

Ayrıca, burada şu hususu da belirtmek gerekir ki, bölgedeki tünel kalıp sistemiyle yapılan binalar, özellikle depreme karşı etkili olan perde elemanların bu sistemlerde yoğun bir şekilde bulunması, bu yapıların fazla katlı olmamaları ve sert/sıkı zeminlerde inşa edilmeleri nedeniyle bu depremlerde hasar almadan veya çok az hasar alacak şekilde diğer bina türlerine göre çok daha iyi bir performans sergilemişlerdir.

Yönetmeliklere ve Mevzuata uygun olarak dayanıklı yapıların inşa edilmesindeki en önemli etkenlerden biri de yapıların denetimidir. 13 Temmuz 2001 tarihinde yürürlüğe giren ve 19 pilot ilde uygulamaya konulan 4708 Sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun’un 2010 yılında tüm ülkede uygulanmaya başlanmasıyla birlikte yapıların denetlenmesi noktasında pek çok olumlu gelişmeler sağlanmıştır. Ancak Yapı Denetime tabii tutulmuş binaların da bu ve bundan önceki depremlerde bilhassa özensiz/kusurlu imalat ve uygulamalar nedeniyle yıkılması bu sistemin düzeltilmeye ve geliştirilmeye ihtiyacı olduğunu da göstermektedir. Yapı denetim hizmetlerinin daha etkin bir şekilde uygulanması ve kalitesinin arttırılması amacıyla mevcut Yapı Denetim sistemin geliştirilmesine yönelik adımların atılması, yapıların projede öngörülen şekilde uygulamaya aktarılmasında ve depremlerde çok daha iyi bir performans sergilemesinde önemli rol oynayacaktır.

06 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş ili Pazarcık ve Elbistan merkezli ve 20 Şubat 2023 tarihindeki Hatay Defne merkezli depremler, özellikle deprem etkilerine karşı dirençli yerleşim alanlarının ve alt yapılar kurulmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Bu depremler sonucu yaşanan can kayıplarının yanında olağanüstü derecede yara alan fiziki sermaye,  bölgenin tekrar eski faaliyetine dönmesi için harcanacak kaynakların da üzerine önemli bir yük bindirmiştir.

Bu nedenledir ki, depreme dirençli yerleşim alanlarının ülke genelinde ciddi bir şekilde yaygınlaşması ve bu kapsamda gerekli kurumsal ve yasal değişikliklerin yapılması, alınacak tedbirlerin doğru uygulanmasında azami titizliğin ön plana alınması ve tüm paydaşların (vatandaş, kamu kurumları, yerel yönetimler, akademik çevreler, meslek odaları, vs.) iş birliğine dayanması büyük bir önem arz etmektedir.

Yaşanan bu depremlerden sonra ortaya çıkan ağır sonuçlar da göz önünde bulundurularak depreme dayanıklı yapılar ve yerleşim alanlarının oluşturulmasında;

Jeolojik etüt ve mikro bölgeleme çalışmalarıyla mevcut durumdaki alanların ve/veya yerleşime açılacak bölgelerin detaylı zemin haritalarının çıkartılması, sıvılaşma potansiyeli olan alanların, yumuşak zeminlerin ve heyelan riski olan alanların tespit edilmesi, zemin iyileştirmesi gereken alanlarda zemin iyileştirmelerinin usulüne uygun teknik ve yöntemlerle gerçekleştirilmesi,

Mevcut yapı stokunun, kalite ve risk durumunun niteliğine göre tespiti yapılarak yüksek risk taşıyan yapıların öncelikli olarak dönüşümünün sağlanması,

Özellikle 2000 yılı öncesi inşa edilmiş binaların genel olarak detaylı performans değerlendirilmesinin gerçekleştirilmesi, risk durumlarına göre güçlendirilmesi veya yıkılıp yeniden inşasının yapılması,

Kentsel dönüşümün hızlı ve etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi için mevzuatın, riskdurumuna göre önceliklendirmeyi esas alacak şekilde yeniden ele alınması, bu bağlamda kentsel dönüşüm için uygun finansman modelleri ve çözüm yöntemlerinin geliştirilmesi,

Yapı denetim hizmetlerinin daha etkin bir şekilde uygulanması ve kalitesinin arttırılması için mevcut Yapı Denetim sistemin geliştirilmesi,

Binaların performans düzeyleri gözetilerek belirli peryotlarla muayene ve denetiminin yapılması noktasında usul ve esasların geliştirilerek binaların sağlamlığına ilişkin belirli aralıklarla takibinin yapılması,

oldukça önemli olacaktır.